Programcılık öğretecek öğretmenlerin eğitilmesi konusunda İngiltere’deki uygulamalardan alınacak dersler

2013 yılında yeni ‘Computing’ dediğimiz teknoloji eğitimi müfredatı yayınlandığı zaman, herkesin kafasında aynı soru vardı; okullar bu programı 2014 yılından itibaren uygulamak için hazır olabilecekler mi?

Bu müfredat ile programcılık 6 ile 14 yaş arası zorunlu ve 14 ile 18 yaş arası ise seçmeli ders oldu. Bu yıl ICT dersleri de tamamen liselerden kaldırıldı ve liselerde sadece programcılık dersleri müfredata dahil edildi. Biz ICT derslerinin de liselerde bir seçenek olarak kalması taraftarı idik ama maalesef hükümet bizimle aynı fikirde değildi.

Tabi ki müfredat hazır, ancak müfredat 4-5 paragraftan ibaret. Peki bu müfredatta yazılı öğrenme hedeflerinin öğrencilere ne şekilde hangi aktivitelerle öğretileceğine kim karar verecek? Öğretmenleri, özellikle hayatında hiç kodlama yapmamış olan öğretmenleri kim nasıl hazırlayacak? Ya okulun teknolojik altyapısı bu müfredatın gereklerine göre nasıl tasarlanacak? Başlangıçta kafamızı kurcalayan bir çok soru vardı.

Eğitimciler bunun sadece müfredatın değiştirilmesi ile olmayacağının farkında idi ancak herkes milli eğitim bakanlığının alacağı tavrı beklemeye başladı ve sonunda beklenen haber geldi. ‘Computing at School’ denilen gönüllü eğitimciler tarafından kurulan; Microsoft, Google ve BCS (İngiliz Bilgisayar Bilimleri derneği) tarafından desteklenen grup, öğretmenleri eğitme görevini üstlendi. Bu hepimizi çok sevindiren bir haberdi, özellikle bu grup bizim gibi eğitimcilerden oluştuğu için ve hiç bir maddi hedefleri olmadığı için hepimizin saygısını kazanmıştı.

Eğitim modeli de çok basitti; Programcılık alanında ‘master teacher’ denilen lider öğretmenler yetiştirmek. Bu öğretmenler de aldıkları eğitim sonrasında kendi bölgelerindeki öğretmenler için atölyeler yapmakla yükümlü idiler. Ben CAS’ın yetiştirdiği ilk lider öğretmenlerden biriyim, hatta okulumuz bu konuda çok başarılı olduğu için İngiliz hükümeti tarafından, ‘Programcılık alanında mükemmel örnek okul’ ödülüne layık görüldü.

Tabi burada okul hakkında biraz bilgi vermek lazım. Bu bir devlet okulu idi ve 1000 öğrencisi vardı, yani her sınıftan 4 tane. Yüzde 80’i fakir aile çocuğu idi ve İngilizce ana dilleri değildi. Okulda 35 kişilik Mac Lab, 3d yazıcılar, sınıflarda Smartboard, 1., 2., 3., ve 4. Sınıflarda herkes için iPad, 5. Ve 6. Sınıflarda ise her çocuk için Macbook Pro, Lego robotlar ve LOGO ile çalışan robotlar da vardı. 5. ve 6. Sınıflarda tablet tercih etmememizin sebebi çocuklara Scratch, Html, Python, App inventor ve Java öğretiyor olmamızdı. Tabi ki her okulda alt yapı farklı idi. Merkezi bir eğitim sistemi olmadığı için her okul bütçesini nasıl harcayacağına kendisi karar verir. Ben ICT Koordinatör olduğumda bütçe limitimi sorduğum zaman hem iş yöneticimiz olan bayan hem de okul müdürümüz bana sınırsız diye cevap verdiler. Ancak her kullandığım gerecin ölçme ve değerlendirmesini yapmak koşulu ile.

Bizim okulda öğrencilerimiz 2008 yılından beri 9 yaşından itibaren html, logo, Lego robotik öğreniyorlardı. Öyle ki 2011 yılında çocuk hakları konusunda tasarladıkları web sitesi Oracle tarafından düzenlenen ‘ThinkQuest’ yarışmasında 9000 okul arasından 2. gelmiş ve hepimiz bir hafta Silikon Vadisinde konuk edilmiştik (http://www.westandforchildrensrights.org)THINKQUEST.001 Aynı şekilde 2012 yılında İngiltere Parlamento’sunun düzenlediği yarışmada öğrencilerimiz teknolojiyi sağlıklı yaşamak için nasıl kullanabileceğimiz konusunda bir web site tasarladılar, İngiltere’de birinci ve Birleşik Krallıklar ‘da üçüncü geldiler (http://gettechnofit.weebly.com) . Dijital Lider dediğimiz öğrenci teknoloji liderlerimiz de hem okulumuzdaki öğretmenler, hem de bizim bölgemizdeki öğretmenler için 2009 yılından beri atölyeler yapıyorlardı ve 2014 yılında BETT Arena’ya CAS için konuşmacı olarak davet edildiydik. Yani okul programcılık alanında örnek bir okuldu.

pic make it happy 2

Neyse CAS’ın lider öğretmen yetiştirme modeline dönelim. Önce ilkokullara bakalım. CAS her yıl öğretmenleri lider öğretmen olmaya davet eder ve katılmak isteyen öğretmenler form doldururlar. Eğer programcılık alanında ki bilgi düzeyiniz yüksek ise Level 2, düşük ise Level 1’den başlarsınız. Buna doldurduğunuz anketten sonra karar verilir ve her bölgede kaç tane lider öğretmen yetiştirileceği baştan belirlenir. CAS bu kişileri belirledikten sonra isimleri üniversitelere verir ve üniversiteler her aday ile bire bir görüşme yaparlar ve eğitim programını ondan sonra bu adayların ihtiyaçlarına göre hazırlarlar.

Gruplar en fazla 15 kişiden oluşur ve hem yüz yüze hem de online dersler uygulanır. Proje bazlı, constructivist ve constructionist bir yaklaşım izlenir. Test kullanılmaz, gruplar halinde tamamlanacak ödevler verilir. Level 1’de hep programcılık konusunda genel bilgi edinmeye ağırlık verilirken, Level 2’de bu bilgileri diğer öğretmenlere etkili şekilde öğretme yöntemleri hakkında eğitim verilir. Tabi ki öğretmenler bu kurslara katıldıkları zaman kendi sınıflarında ders veren geçici öğretmenin masraflarını karşılaması için okula 2 yıl süre ile 2500 pound ödenir. Lider öğretmenler kurs sonunda kendi bölgelerinde zaman zaman atölyeler yaparlar ve bunun için az da olsa bir ücret alırlar ki, geçici öğretmenin ücretini ödeyebilsinler. Bu kursları otel veya lux yerlerde değil direk okullarda tamamlarlar. Lider ögretmenler okullarda çalıştıkları sürece unvanlarını korurlar. Ben üniversiteye geçince unvanımı kaybettim ancak Manchester Metropolitan Üniversitesinde çalışırken kuzey İngiltere’de ki lider öğretmenleri CAS için eğitmekten ben sorumlu idim.

Orta okullarda ve liselerde programcılık dersleri veren öğretmenlere gelince model aynı ancak onlara bir çok sınav modülleri hakkında bilgi verilir. Her lise kendi izleyeceği sınav modülüne kendisi karar verir. Bu sınav modülleri bu konuda çalışan yayın evleri tarafından hazırlanır ve milli eğitim bakanlığı tarafından onaylanır. Geçen yıl master öğretmen eğitimi veren diğer üniversitelerdeki akademik arkadaşlarla yaptığımız çalışmayı okuyabilirsiniz.

Neil Smith, Yasemin Allsop, Helen Caldwell, David Hill, Yota Dimitriadi, and Andrew Paul Csizmadia. (2015) Master Teachers in Computing: What have we achieved?. In Proceedings of the Workshop in Primary and Secondary Computing Education (WiPSCE ’15). ACM, New York, NY, USA, 21-24.

Şu an İngiltere’de liselerde programcılık derslerini öğretecek öğretmen yetersizliği vardır. ICT öğretmenleri programcılık öğretmeyi istemiyorlar ve maalesef okullar da onlara ekstra eğitim almaları konusunda pek destek olmuyorlar. Tabi en büyük etken maddi sorunlar. Eğer CAS kursunda yer yoksa özel kurslardan yararlanmak çok masraflı ve hep kaliteli değil. Devlet burs verdiği halde üniversitelerde programcılık öğretmenliği bölümünü seçenlerin sayısı çok az ve mevcut ihtiyacı karşılamıyor. Bu yüzden bir çok lise sadece bir sınıf sayısı kadar(30 kişi) öğrencilere programcılık dersi seçme hakkı veriyor. Tabı bence bu bir çok öğrenciye haksızlık çünkü bu dersleri seçen öğrenci sayısında geçen yıl ve bu yıl müthiş bir yükselme görüldü.

Bu uygulamanın başarılı olan yönleri olduğu gibi başarısız olan yönleri de vardır. Mesela üniversiteleri bölgesel eğitim merkezi olarak kullanmak ve onlara bu eğitim karşılığında ödeme vermek çok iyi bir şekilde sonuçlandı çünkü üniversiteler zaten yıllardır öğretmen eğittikleri için alt yapıları hazırdı. Bu program ayrıca üniversitelerin okul ve öğretmenlerle olan bağını da güçlendirdi. Öyle ki bazı okul ve üniversiteler beraber atölyeler düzenlemeye başladılar.

Bence programın tek olumsuz yönü yeterli sayıda lider öğretmen yetiştirememekti. CAS devletin verdiği hedef sayıya ulaşamadı. Dolayısıyla su an bazı okullar müfredatı başarılı bir şekilde uyguluyorken bazı okullar maalesef iyi şekilde uygulayamıyorlar. Bence bu sorun bir iki yıl daha yeterli sayıda yetişmiş öğretmen eğitilene kadar devam edecek.

Bir diğer sorun ise ilkokuldaki bütün öğretmenlerin programcılık öğretecek kadar kendilerine güven duymaları çok vakit alıyor çünkü her öğretmenin deneyimi farklı. Tabi ki biz de ilkokullarda her ders sınıf öğretmeni tarafından öğretilir, programcılık dahil. Bu da işimizi daha da zorlaştırıyor.

Umarım Türkiye’de bizim yapmış olduğumuz hatalar tekrarlanmaz ve bu dersleri öğretecek öğretmenler müfredatı en iyi şekilde öğretecek düzeyde zamanında yetiştirilirler.

Daha önce ki yazılarımda da belirttiğim gibi kodlama ilkokullarda ve orta okullarda zorunlu ve bilişim derslerinin bir parçası olmalı, ve bilişim öğretmenleri bu dersi öğretmeleri konusunda eğitilmeli.

Bizim bölüm başkanımız sayın Miles Berry’nin dediği gibi: (http://milesberry.net/2014/05/there-is-more-to-the-new-computing-curriculum-than-just-coding/)

programming = algorithms + coding

yani programcılık = algoritma + kodlama

Dolayısıyla programcılık dersleri sadece Scratch veya Kodu öğretmek değildir. Lego robotik de değildir. Sadece algoritma veya sadece kodlama öğretmekle de olmaz. Algoritma ile kodlama arasındaki bu kavramsal etkileşimi öğrencilerin anlayıp farklı durumlarda problemleri çözerken kullanmaları ile bağlantılı bir beceridir yani Bilgisayar destekli algoritmik düşünme (Computational Thinking).

Bu eğitim üniversiteler tarafından verilmeli, bu işi maddi amaçlarla yapan bizim burada ‘Kim Kardashian eğitimcileri’ dediğimiz reklam hastası gruplar tarafından değil. Unutmayalım ki üniversitelerde kendilerini araştırma ve uygulamalarla sürekli geliştiren bir çok eğitimci vardır ve bunlar programcılığın hem pratik hem de teorik kavramlarını öğretebilecek yeterlilik de kişilerdir. Öğretmen yetiştirmek öyle basit bir iş değildir, bir kaç kitap okuyup, bir iki program veya app bilmek ile olacak iş hele hiç değildir. Bu bir sanattır. Teorilerle ve pratik bilgilerle öğrencilerin kendi anlayışlarını oluşturmalarına ortam hazırladığımız bir sanatsal süreçtir.

Okuduğunuz için teşekkürler ve yaptığım çalışmalar hakkında okumak isterseniz lütfen http://www.yaseminallsop.me.uk sitemi ziyaret ediniz.

Saygılarımla,

Yasemin Allsop 

Senior Lecturer Computing Education | University of Roehampton | www.roehampton.ac.uk 

Lulham 029 | Froebel College | London | SW15 5PJ

yasemin.allsop@roehampton.ac.uk |